Page 16 - Sanat Kargo 1. Sayısı
P. 16

Sanatın Kalbinde Doğan Bir Yolculuk:

              Ankara MGÜ Tiyatro Topluluğu'nun Hikayesi

      Topluluğumuz 2021-2022 Eğitim-Öğretim yılında kurulmuştur. Kurulduğumuz günden itibaren sanatın
      kalbinin attığı okulumuzda çeşitli oyunlar, gösteriler, drama çalışmaları vb. etkinliklere imza atmayı
      hedefleyerek bugünkü şeklimizi aldık.
      Yolculuğumuz, sahne sanatlarına karşı ortak sevgiyi paylaşan tutkulu bir grup insanın ateşlediği bir ilham
      kıvılcımıyla başladı. Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Çelebi liderliğinde bir vizyon oluşturuldu ve kısa süre sonra
      kampüsün her köşesinden çok çeşitli yeteneklerin katıldığı seçmeler düzenlendi.
      Verilen roller ve ellerindeki senaryolarla kulüp hiç vakit kaybetmeden provalara daldı. Üyeler ortak zaferler
      ve zaman zaman repliklerde yaşanan tökezlemeler nedeniyle birbirlerine bağlanırken, kahkahalar ve dostluk
      prova alanında yankılandı.
      Ancak topluluğumuz sadece bir gösteri sergilemekle ilgili değil; yaratıcılığı teşvik etmek ve ifade için bir
      platform sağlamakla ilgilidir. Oyunculuk teknikleri, set tasarımı ve kostüm yapımına ilişkin atölye
      çalışmaları, üyelere becerilerini geliştirme ve gizli yetenekleri keşfetme fırsatı sunarak kulübün takviminde
      düzenli olarak yer aldı.
      Sonunda perdeler açılıyor ve sahne enerji ve tutkuyla canlanıyor. Dokunaklı monologlardan gösteriyi
      durduran müzikal şarkılara kadar her performans, topluluğumuzun adanmışlığının ve yeteneğinin bir
      kanıtıdır.
      Ancak alkışların ve perde çağrılarının ötesinde daha derin bir şey yatıyor: saatlerce süren iş birliği ve
      yaratıcılıkla şekillenen aidiyet ve dostluk duygusu. Topluluğumuzda dostluklar kuruluyor, hayaller
      gerçekleşiyor ve sahne sonsuz olasılıklar için bir tuval haline geliyor.

                                                                                Kel Şarkıcı:
                                                                                Absürt tiyatronun kurucu oyun
                                                                                yazarlarından Eugéne Ionesco’nun,
                                                                                modern çağda yabancılaşma üzerine
                                                                                kaleme aldığı ve uyumsuz tiyatroyu
                                                                                belki de en güzel hâliyle ortaya serdiği
                                                                                kült eseridir.
                                                                                İletişimsizliğin başrolde olduğu; dilin
                                                                                etkisini kaybedip anlamsızlaşarak
                                                                                iletişimi sağlamadaki becerisini
                                                                                yitirmesiyle kendini anlatan bir
                                                                                başyapıt. Dönemin karşı tiyatrosunun
                                                                                Sartre ve Camus gibi varoluşçu
                                                                                ikonlardan da ilhamla harekete geçtiği
                                                                                düşünülürse, Ionesco’nun anlamsızlıkla
                                                                                betimlediği yenilikçi tarzı bir yandan
                                                                                arka planda yaşamın anlamını da
                                                                                sorguluyor.

      Konusu; geleneklerine bağlı ve uzun senelerdir evli olan aristokrat Bay ve Bayan Smithlerin, bir akşam
      yemeğinde misafir olarak Bay ve Bayan Martinleri ağırlamasını anlatıyor. İki çift arasında kurulan diyaloglar
      üzerinden ilerleyen hikâyede bir zaman mevhumu yok. Başladığı andan bitene kadar bir konu bütünlüğü de
      olmadığı gibi, olay ve diyalogların akışa fayda sağlayan bir düzeni de bulunmuyor. Kendisi de kaleme aldığı
      eserini şu sözlerle anlatmaktadır:
       ‘‘Hayatı ve insan ilişkilerini o kadar saçma buluyorum ki kenara çekilip onu bir tiyatro eseri gibi izliyorum.
      Açıkçası benim de anladığım söylenemez. Her gün aynı sohbetleri eden, heyecanlı bir şekilde oradan oraya
      koşan insanlar görüyorum. Birbirlerine kızıyorlar sonra barışıyorlar. Ben de bu saçmalığı sahnede göstermek
      istedim.’’ Eugéne Ionesco





                                                           13
   11   12   13   14   15   16   17   18   19   20