Page 204 - Milletlerarası Sempozyum Bildiri Kitabı
P. 204
2. Düzen ve Düzensizlik
Düzen kavramı, TDK sözlüğünde belli yöntem, ilke veya yasalara göre kurulmuş olan durum
ve uyum sistemdir. Diğer bir anlamıyla soyut veya somut nesnelerin belirli bir amaca göre sıralanması
olarak karşımıza çıkmaktadır. Düzenli olan her şey aslında düzensizlik içinde mevcuttur ve gittikçe
düzen tamamen sona ermektedir. Düzensizlik ve düzen sözcükleri elementlerin farklı yönleri takip
etmelerine rağmen kısa dönemlik fiziksel etkileşime girmeleridir. Entropik düzensizlik ise görsel
düzensizlik olmamakla birlikte yine de bir ilişki içerisindedir.
Entropik Düzensizlik, bazen “görsel düzensizlik” olarak anlaşılmaktadır:
Bir odanın dağınıklığı gibi. Şüphesiz, bu durum, fizik-bilimsel
düzensizlikten radikal bir kopukluk içinde olmayıp, onunla içten bir
bağlantıya sahiptir. Meselâ; bir oda kendi başına bırakıldığı takdirde “doğal
süreç” gereği dağınık olur; bu “entropik düzensizlik”tir ve burada entropi
artışı vardır; ancak, aynı oda bir dış etken (meselâ bir insan, hattâ bir
hayvan) tarafından dağınık hâle getirilebilir ki, bu ise doğal olmayan, bir
canlının, yâni dış etkilere karşı maddî/mekanik değil, kognitif (bilinçli)
veya instinktif (içgüdüsel) eylemlerinin sonucu olarak meydana gelen ve
dışarıdan bir enerji sarfedilmek sû etiyle bir müdâhele ile sağlanmış ve
entropik olmayan bir dağınıklıktır; bu durumda odada entropi artmaz,
azalır, daha da doğrusu azaltılmış olur (Hocaoğlu, 2008, s.29).
Meyvenin çürümesi, bitkilerin solması, kendi halinde bırakılan bir mekân, sıcak bir içeceğin
soğuması, entropik düzensizliklere örnek verilebilir. Kavramsal düzeyde anlaşılması oldukça zor bir
kavramdır. Çünkü düzensizlik (disorder) kavramı ekseriyetle farklı konteksteki içerikleriyle
karıştırılmaktadır. Yani görsel düzensizlik entropik düzensizlik ile çoğu kez karıştırılır (Hocaoğlu, 2008).
O halde sanatsal biçim, bir yapıtın parçaları arasındaki ilişkiden oluşur.
Yapıtın farklı şekillerde ilişkilendirilmiş farklı parçaları olabilir. Bu
yollardan bazıları, kahramanların konuyla ilişkili olduğu gibi düzenlidir; ya
da görece düzensiz olabilirler. Bir sahnenin dekorundaki renk elemanları
birbiriyle ilişkili olduğu halde, bunun öykünün dramatik çelişkisiyle hiç
ilgisi olmayabilir; ama yapıtlardaki ilişki gruplarının düzeni hiyerarşi olsun
olmasın, bütün ilişkiler biçimsel ilişkilerdir. O halde bir yapıtın sanatsal
biçiminden söz ettiğimizde, bunun sanat yapıtının unsurları arasında
kurulmuş bütün ilişki ağlarına gönderme yaptığını düşünebiliriz (Carroll,
2012).
3. Sanat Felsefesi Ekseninde Entropi
Baktığımızda, sanat tarihi süresince, sürekli olarak hayatın öngörülemezliği ve bunun
sanatçıları ve sanatı ne şekilde etkilediği üzerinde de durulmuştur. Bu noktada entropinin her
hücremizdeki varlığı gibi sanat alanında ki varlığı da kuşkusuz gözler önüne serilmektedir. Entropi
kısaca yaşamın rastgeleliğini temsil eden iç içe geçmiş ipliklerden oluşan karmaşık bir ağ sunarak bu
fikirleri araştırmaktadır. Ve baktığımızda aslında görüyoruz ki sanatçılar felsefe ile ilişkiye girdiklerinde
aslında entropiyi resmetmektedirler. Bunu yaparken kendi hayatlarını, hikayelerini, beklenmedik
olayların onları nasıl şekillendirdiği üzerinde düşünmeye çalışıyorlar. Her şeyin dağıldığı şüphe ve
belirsizlik arayışları sanatçının en büyük arayışlarından biridir. Bu ise büyümeye, uyum sağlamaya ve
son olarak kaosa anlam bulmaya zorlamaktadır.
Sanatçı ve arayışları üzerinden bahsederken Robert Smithson’un şu paragrafından
faydalanılabilir; “Bu sanatçıların çoğu, açıklama yerine doğrudan gözlem yoluyla, kümeler teorisini,
vektörel geometriyi, topolojiyi ve kristal yapıyı ele almanın yollarını geliştirdiler. Onlar yeni bir görüşle
diğer boyutların olasılığı ile karşı karşıya kaldılar.” Bu paragraftan yola çıkarak aslında felsefe-sanat-
entropi ilişkisi kurarken teknik olana da bilimsel veriye de değinmek gerektiğini düşünüyorum. Bu
açıdan entropi termodinamik yasalardaki hali ile ele alınmalıdır.
Eleştirel yazılarda ara sıra entropiye açık göndermeler bulunabilir. Richard
Kostelanetz, "Çıkarıma Dayalı Sanatlar" üzerine yazdığı bir makalede,
168

