Page 205 - Milletlerarası Sempozyum Bildiri Kitabı
P. 205

Robert Smithson'un Entropi ve Yeni Anıtlar adlı eserinden alıntı yaparak,
                                temel  şekillerdeki  son  zamanlardaki  yüksek  heykellerin  "çağlara  göre
                                değil,  çağlara  karşı  inşa  edildiğini"  ve  "sağladıkları"nı  söylüyor.
                                Termodinamiğin İkinci Yasasının görünür bir benzeri” [42, s.22]. Elbette
                                entropi  kavramının  popüler  kullanımı  değişti.  Geçen  yüzyılda  kültürün
                                bozulmasının  teşhisine, açıklanmasına  ve  üzüntüsüne  hizmet ettiyse  de,
                                şimdi “minimal” sanat ve kaosun hazları için olumlu bir gerekçe sağlıyor
                                (Arnheim, 1971).

                            Yeryüzünün belki de en büyük yasalarından biri olan termodinamik yasalar; enerjinin hiçbir
                     türünün yoktan var edilmeyeceğinin, var olan enerjinin de yok edilmeyeceğini, enerjinin ancak bir türden
                     başka bir türe dönüştürülebileceğini öngörmektedir. Bu termodinamiğin 1.yasasıdır.  Entropi, düzen yapı
                     ve biçim tartışmasında ki sürekli anlam kaymalarının, sanat ve fizik arasında ki ilişkiyi oldukça belirsiz
                     hale getirdiğini gösterir. Düzen, matematiksel titizlikle tanımlandıkça ve sistemin sınırları uygun bir
                     şekilde çizilmedikçe hemen hemen her şeyin suçu termodinamiğe atfedilebilir. Arnheim, gerçek düzen
                     ile sadece düzen arasında ki ayrımı yapmaya çalışmıştır. Homojenlik, mümkün olan en basit düzen
                     düzeyidir.  Çünkü  düzene sunulabilecek  en  temel  yapısal şemadır.  Düzenlilik  derecelerle,  düzen  ise
                     düzeylerle gelir. Bir yapı herhangi bir karmaşıklık düzeyinde az ya da çok düzenli olabilir. Düzenli
                     karmaşıklığın düzeyi, düzeyin düzeyidir (Barthes, 1966). Yani entropi de ki düzensizlik düzen içinde ki
                     düzensizliği aramaktadır. Her sanat yapıtının yaratma sürecinde aslında bir düzensizlikler bütününden
                     oluştuğunu söyleyebiliriz. Çünkü yaratma aşaması bir kavram veya bir konudan yola çıkarak çeşit çeşit
                     bilgiler çerçevesinden geçerek yani sancılı bir dönem geçirerek aslında saf ve nihai olana ulaşır. İşte
                     burada  entropiyi  öngörebiliyoruz.  Düzensizlik  içinden  doğan  bir  düzen;  yaratı.  Yani  aynı  zamanda
                     düzensizlik içerisinde ki düzeni bize sunmaktadır (Arnheim, 2010). Entropi olgusunun felsefe ve sanat
                     alanında  ki  yerine  önem  verdiğimizde  ortaya  çıkan  sanat  eserine  değil  yaratma  sürecine
                     odaklanmaktayız. Çünkü bizi ilgilendiren nokta nihai olanın aslında düzensizlik olduğudur. Smithson;
                     “Buckminster’in aksine entropi ile iş  birliği yapmakla ilgileniyorum. Bir gün tüm farklı entropileri
                     derlemek istiyorum. Çünkü tüm sınıflandırmalar, sınıflarını kaybedecekler. Levi-Strasuss’un iyi bir iç
                     güdüsü  vardı;  antropolojiyi  entropiye  dönüştürmeyi  önerdi.  Sonuçta  enkaz  genellikle  yapıdan  daha
                     ilginçtir.” (URL-1) Entropinin paradoksu şudur: entropi geniş bir faktördür, ancak diğer tüm kapsamlı
                     faktörlerin aksine, imanın dışında veya ima edilmedikçe var olmayan, yoğunlukla ilgili olarak ima edilen
                     bir uzantı veya uygulamadır ve bunun nedeni, ilgili olanın kendisini açıkladığı veya genişletildiği genel
                     hareketi mümkün kılma işlevine sahip olmasıdır. Bu nedenle, entropiye bağlı bir aşkın yanılsama vardır.
                     (Deleuze, 2017) Strauss’dan daha sonra Deleuze’de entropiyi görebiliriz. Deleuze için termodinamik
                     model, alışılmış duygusal pedagoji sistemlerinin sürdürülmesinin tam olarak alegorik olan modelidir.
                     Dünyanın zaten yapılandırılmış model ilişkilerinin metafizik bir tekrarı, farklılığın tükenmezliğine izin
                     vermeyen bir modeldir. Deleuze için entropi; “aşkın fiziksel yanılsamaya” bağlı paradoksal düşüncenin
                     tipik örneğidir. Entropi, yoğun bir enerji hareketi senaryosunun deneysel bir kavramsallaştırmasını yapar
                     ve bu nedenle estetik kavramını ve etki fiziğini ayarlayabileceğimiz bir mercektir. Sanat felsefesi ve
                     entropi  ilişkisi,  diyalektik  deney  gibi  yorumlanabilir.  Deleuze  ve  Guattari’nin  “Felsefe  Nedir?”
                     makalelerinde ki gibi sanat malzemeleri ile zaman içerisinde süre boyunca duygusal anlamların üretimi
                     arasında ki ilişkileri çizmekle ilgilenen bir sanat anlayışına katkıda bulunur. Yine yaratım süreci ve
                     entropi için;
                                “Götterdammerung mitinin eski din dışı biçimiyle neyi ifade ettiği, entropi
                                teorisinin de içsel olarak gerekli bir evrimin tamamlanması gerektiği olarak
                                günümüz  dünyasının  sonunu  ifade  ettiği  anlamına  gelir”.  Bu  sözler
                                Spengler’in  Batının  Çöküşü  kitabındandır.  Spengler’e  göre  entropi  söz
                                konusu olduğunda olmak, olmamak, kader ve kaza, tarih, doğa bilimleri
                                birbirine  karışmaktadır.  Yaşam,  büyüme,  yaş,  yön,  ve  ölüm  formilleri
                                burada birikir (Spengler, 1977).
                            Arnheim ise, Art and Entropy adlı kitabında bu duygulara en uygun şekilde, entropi ilkesini
                     alçak gönüllükle hatta memnuniyetle kabul ederek kaderle birlikte oynayarak yıkımdan kurtuluşu bulan
                     heykeltıraş Jean Arp’ın yırtık kağıt parçalarını şans kanunlarına göre yere atarak bir tablonun ölmesinin
                     artık umutsuzluğu getirmediğini anlatan kolajlarından bahsederek entropiye değinmiştir (Jones, 1973)






                                                             169
   200   201   202   203   204   205   206   207   208   209   210