Page 193 - Milletlerarası Sempozyum Bildiri Kitabı
P. 193

insanlık tarihinin başlangıcından beri bireylere bir takım roller yüklemiştir. Bu roller toplumsal cinsiyeti
               oluşturur ve bu biyolojik cinsiyetle ilişkili görünse de toplumdan topluma farklılıklar göstermektedir.
                      Biyolojik  farklılıklar  beynin  yapısı,  hormonâl  farklılıklar,  üreme  faktörleri  gibi  örneklerle  de
               açıklanmaktadır. Biyolojik cinsiyet toplumsal cinsiyet rollerini belirleme de en önemli etkenlerden biridir.
               Kişinin  yaşadığı  toplumda  rolü  oluşturulurken  ilk  olarak  biyolojik  cinsiyeti  göz  önüne  alınır  ve  o
               toplumda o cinsiyete yüklenen roller birçok kanaldan kişiye empoze edilir.
                      Toplumsal  cinsiyete  etki  eden  en  önemli  faktör  biyolojik  cinsiyettir.  Üreme  faktöründeki
               farklılıklar günlük yaşamda toplumsal cinsiyet ve cinselliğin temeli olduğu varsayılıyor. Her ne kadar bu
               durum kültürden kültüre farklılıklar arz etse  de genel kanaat bu yöndedir. Birçok insan  doğal cinsiyet
               farklılığı anlayışı, düşüncenin aşamadığı bir sınırı oluşturuyor. Cinsel politikalarla ilgili tartışmalar genel
               olarak erkeklerle kadınların farklı olduğu iddiasıyla başlayıp, bunun kanıtlanmasının da kendince gereksiz
               kılan bir önerme ile sonlanıyor (Connel, 1998, 101).

                      Toplumsal Cinsiyet
                      Toplumsal  cinsiyet  (gender)  kadınlar  ve  erkekler  arasındaki  biyolojik  farklılıkların  toplumsal
               olarak  nasıl  algılandığına,  bu  algı  neticesinde  toplumun  bireylere  yüklediği  roller  ve  sorumlulukların
               gereği olarak toplumun kendi içinde inşa ettiği beklentileri içermektedir. Toplumların kültürel yapılarına
               göre  değişim  göstermesinin  birçok  nedeni  vardır  ve  bunların  başında  kültürel  gelişmişlik  oldukça
               etkilidir.
                        Kadın ve erkek arasındaki biyolojik olmayan farklılıklar ve onların yüklendikleri rollerin ve
                        ilişkilerin  sosyal  olarak  onları  yapılandırması  olan  toplumsal  cinsiyet,  kişinin  kültürel,
                        toplumsal rolü, ruhsal tanımlanması ve onların temsili anlamında kullanılmaktadır. Cinsiyeti
                        doğa  belirlerken,  toplumsal  cinsiyeti  kültür  belirlemekte  ve  toplumsal  cinsiyet  konusundaki
                        anlayış ve algılar, bunlara bağlı tutumlar çok erken yaşlarda gelişmektedir (Johnson ve ark.
                        2001’den aktaran Üner 2008,6- 7).
                      Kadın  ve  erkeğin  toplumsal  açıdan  farklı  olması  tamamen  insanın  bir  ürünüdür  ve  doğanın
               bununla ilgisi oldukça azdır. Neredeyse her alanda kadınların erkeklere oranla ikincil konumda olması
               cinsiyetle değil toplumsal cinsiyetle ilişkilidir. Kadınlar erkeklere oranla yaptıkları işler karşılığında daha
               az ücret almaktadır ve yaptıkları işler daha değersiz görülmektedir. Bununla beraber kadınların siyaset,
               ekonomi  başta  olmak  üzere  birçok  alanda  karar  alma  güçleri  de  oldukça  azdır  (Bhasin’den  aktaran
               Erdoğan, 2008,10). Cinsiyet ayrımcılığı kadınlara yönelik negatif bir ayrımcılık olarak nitelendirilebilir.
               Kadınların  birtakım  işleri  yapamayacağı  algısı  özellikle  Türk  toplumunda  yerleşmiş  bir  algıdır.  Güce
               dayalı işlerin altından kalkma konusunda erkeklerin daha uygun olduğu görüşü bir noktada haklı bir görüş
               olabilir fakat toplumda bu düşünceden hareketle erkek egemen iş anlayışı yerleşmiştir. Bu birçok alanda
               kendini hissettiren bir gerçektir. Bu durum aynı zamanda erkeklerin güç gerektirmeyen ev işleri gibi işleri
               yapmamasına da neden olmaktadır.
                      Toplumsal cinsiyetin tarihi çok eskilere dayanıyor olsa da kapitalist ekonomik sistemle daha çok
               belirginleşmiş ve kendi sınırlarını çizmiştir. Kadının iş yaşamında daha az ücret kazanmasına rağmen işe
               alım süreçlerinde erkekler daha ön plandadır. Bunda kadının üretime sağlayacağı etkinin daha az olması
               değil onun sosyal hayattaki iş yükünün çok daha fazla olması etkendir. Kapitalist üretim anlayışına ev işi
               teknolojisi  açısından  yaklaşacak  olursak,  örneğin;  ev  işi  teknolojisi  için  üretilen  araçlar  (elektrikli
               süpürge, çamaşır-bulaşık makinası vb.) kadın ve erkek tarafından rahatlıkla kullanılabilir. Fakat bu aletler
               tek bir evin kullanacağı biçimde tasarlanmıştır ve her ev için sadece bir tane sürekli kullanıcı gerektirir.
               Bu yüzden reklamlarda, bu aletleri kullananlar genelde gülümseyen kadınlardır (Connel, 1998,145). Ev
               işi  teknolojisine  yönelik  üretim  ve  reklamlar  ülkemizde  çok  açık  bir  şekilde  gözlenmektedir.  Örnek
               verece  olursak,  anneler  günü  yaklaştığında  ev  işi  teknolojisine  yönelik  üretim  yapan  markaların
               reklamlarını sıklıkla görürüz. Eve alınacak ve ev işinde kullanılacak bir aracın kadına yönelik özel bir
               günde hediye olarak sunulması bu teoriyi destekler niteliktedir.
                      Kadının  toplumdaki  konumu  medya,  sosyal  çevre,  aile  gibi  kurumlarla  sürekli  olarak
               yenilenmekte  ve  pekiştirilmektedir.  Seksenli  yıllar  sonrasında  her  ne  kadar  iş  yaşamında  kadının
               görünürlüğü  artmış  olsa  da  toplumun  kadına  yüklediği  sorumluluklarda  gözle  görünür  bir  değişim
               olmamıştır. Kadın iş yaşamında ne olursa olsun ne kadar yükselirse yükselsin evinin hanımı, anne, ev
               işlerini yapan kimse vb. olması gerektiği yönündeki kalıp yargılar kadının yükünü daha da arttırmıştır.
               Kadının duygusal bir varlık olarak nitelendirilmesi de onun iş yaşamında belli başlı işlerde erkek kadar
               başarılı  olamayacağı  algısı  da  sürekli  olarak  kendini  yenileyen  bir  düşüncedir.      Kadın  Cinsiyet
               ayrımcılığına  dayalı  bu  kalıp  yargı  kadınların  iş  yaşamında yönetici  konumuna  gelmesinde en  önemli
               engellerden  birini  teşkil  etmektedir.  Kadınların  yönetici,  lider  gibi  konumlara  yükselmesinin  önünde
               hiçbir yasal engel olmamasına rağmen bu konumlara gelmelerinin önünde görünmeyen engeller “cam








                                                           157
   188   189   190   191   192   193   194   195   196   197   198