Page 189 - Milletlerarası Sempozyum Bildiri Kitabı
P. 189
sergide uygun bulunan eserlerin satın alınması, satılmayan eserlerin İstanbul’da Galatasaray
sergilerinde gösterime sunulması gibi ilke ve tavsiye kararları alınmıştır. Böylece İstanbul dışında
açılan sergilerin desteklenmesi ve yaygınlaştırılmasının önü açılmıştır. Yine bu dönemde
Anadolu’ya açılım konusuna, ressam Saim Özeren’in 1926 tarihli Erzurum’da açtığı kişisel sergi
örnek gösterilebilir. Yine 1927 yılında, Türk Sanayi-i Nefise Birliği’nin kurulmasıyla, resmiyet
kazanan bir çatı altında sanatçıların etkileşimde bulunmaları sağlanmıştır (Canlı, t.y., 44). Ancak bu
çabalara rağmen, Ali Sami Boyar’a göre, 1930’lu yıllara kadar olan çabalar yetersizdir ve güzel
sanatların yaygınlaştırılması gerekmektedir (Sami, 1934, 48). Boyar’ın bu endişesiyle birlikte,
eldeki veriler ışığında, Türk sanat politikasının belirlenmesi, kararlar alınması, bu kararların
uygulanması noktasında, bürokrasinin titizlikle üzerine düşen görevi yaptığı söylenebilir. Bunun
göstergesi olarak, Türk ressamlarının devlet desteğini arkasına alarak, eser üretmeleri ve eserlerini
sergileyecekleri mekanlar bulmaları, kamu kurumlarının koleksiyonlarına eserlerini satmaları kanıt
gösterilebilir. Devletin bu desteğinin arkasında, belirli bir milli beklenti duyulması, sanatçıların
üretim süreçlerini etkilemiş ve özgün eserlerin ortaya çıkması noktasında olumsuzluklara sebebiyet
vermiş olabilir. Bu konuda ressam Malik Aksel, Malik Vicdani mahlasıyla bir gazetede yazdığı
makalesinde Türk resim sanatında adeta Rönesans’ın doğuşunu beklemekte ve bunun Cumhuriyet
ve İnkılabın en büyük hakkı olduğunu ileri sürmektedir (Vicdani, 1933, 28). Milli unsurlarla,
evrensel bir Türk sanatı kimliğine ulaşmak kolay bir durum değildir. Bilindiği gibi sanat, dünyadaki
bütün insanlara hitap eden ortak ve özgün bir dil geliştirmelidir. Burada haklılık payı bulunan
Aksel’in işaret ettiği konu, özgünlüğe ulaşılması gerektiğidir. Ancak varlık mücadelesi vermiş,
istiklali için her şeyinden vazgeçmiş bir halkın, erken cumhuriyet dönemindeki sanat eserlerinde,
özgün eserlerin beklenmesi, haksızlık olarak düşünülebilir. Türk kimliğinin canlandırılması, vatan
ve bayrak konularının resimlere yansıması, bu dönemde sıkça görülen sanat hareketleri olarak ifade
edilebilir.
Anadolu’da seferberlik döneminde işlenen konulara bakıldığında, halkın seferberliğe karşı
bütün malını, canını vererek katkı sağladığı görülmektedir. Ressamların milli birlik noktasında,
hemen her türlü konuya karşı çok duyarlı yaklaşım göstererek, farklı bakış açılarını yansıttıkları
görülmektedir. Zeki Kocamemi’nin “Mekkare Erleri” isimli eserindeki “Mekkare” terimi, nakliye
işinin hayvan sırtında yapılmasıdır. Ressam burada, hayvanları rütbesiz asker olarak konuya dahil
etmiş, onlara kahraman payesini tablosu yoluyla vermiştir. Yapılan bu eserlerin, rastgele
yapılmadığı, kompozisyonların belirli bir bilinçle yapıldığı, özellikle milli beraberliğe katkı
sağlayacak konular seçildiği görülmektedir.
Görsel 5. Zeki Kocamemi, Mekkare Erleri, tüyb, 123x195,5 cm,
İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, 1935
Kaynak: URL-1
Yurt Gezileri projesiyle toplanan resimlerin çoğunun akıbeti bugün bilinmemektedir.
Bazılarının görselleri dışında hiçbir kaydı yoktur. Proje yapıldığı dönemde ses getirmiş, ancak
sürekliliği sağlanamamış, Güzel Sanatlar Akademisi’ne verilen ressamların belirlenmesi süreci,
çeşitli eleştirilere sebep olmuştur. Beş yıl boyunca istikrarlı bir şekilde devam ettirilen proje,
sonrasında askıya alınmak suretiyle bitirilmiştir. Ressamlara para ödenmesi, gittikleri illerde
konaklamalarının karşılanması, resim yapabilecekleri ortamlar için gezi ve inceleme yapılması için
kamu kaynaklarının tahsisi gibi konular, projeye katılan sanatçılar açısından bulunmaz bir fırsat
153

