Page 459 - Milletlerarası Sempozyum Bildiri Kitabı
P. 459
Giriş
Sanat, insanlığın keşfettiği en önemli yaratıcı buluşlardan biridir. Gündelik hayatın
renklenmesine, sosyalleşmesine, bilinçlenmesine ve insana has her türlü ifade biçimiyle birlikte
duygu yansımasına neden olmaktadır (Akengin, Başbuğ, 2019,134). Sanatın eğitsel ve iletişimsel
yanını keşfetmiş uygarlıklar, sanatı kendi çıkarları doğrultusunda, kendi ideolojilerini, kendi
egemenliklerini güçlendirmek için kullanmışlardır. Erklerin baskısı altında sıkışan insanlar,
düşüncelerini açık bir şekilde ifade edemedikleri durumlarda da yine sanata başvurmuş ve iç
kıpırtılarını sanat üzerinden yansıtmışlardır. Tüm tarihsel süreç içerisinde sanat, bir duygu ve
düşüncenin başkalarına iletilmesini sağlayan psikolojik bir gereksinim olmuştur.
Sanat kavramı yoruma açık ve göreceli olması sebebiyle, bilimde olduğu gibi ilerlemeci
ve doğrusal bir gelişme çizgisine sahip değildir. Sanatın ne olduğu ve nasıl gerçekleştiğiyle ilgili
tanımlar ve yorumlar tarihsel zaman içinde sürekli değişim göstermiştir. Sanatın tanımıyla ilgili
inişler, çıkışlar, çapraşık, rastlantısal olasılıklarla beraber, birbirleriyle çelişen ya da örtüşen
tanımlamalar yapılmıştır (Freeland, 2008, s.11). Tolstoy, sanat kavramını "Sanat Nedir?" adlı
kitabında oldukça detaylı bir şekilde irdelemiş ve bazı kuramcıların sanat tanımlarını eleştirerek
bir sonuca varmıştır. "Veron'a göre (1825-1889) sanat, çizgilerin, biçimlerin, renklerin
birleşiminden olan uyumun ya da ritimli hareketlerin, seslerin ya da kelimelerin sonucunda açığa
çıkan hislerin manifestosudur". Schiller, Darwin ve Spencer'ın tanımı ise "Sanat hayvanlar
âleminde cinsel duygulardan ve oyuna eğilimden ortaya çıkan hoş bir yükselmenin eşlik ettiği
etkinliktir” (Tolstoy, 2017, s.74).
İnsanlar tarihleri boyunca evreni bilim ve sanat ile anlamaya çalışmışlardır. Her ikisinin
nesnesi de doğa ve toplumsal yaşam olmasına rağmen bilimsel bilgi, nesnel gerçeklik üzerinden;
imgesel bilgi ise sezgilerle estetik ögeler üzerinden hareket etmektedir. Tarihsel süreç; sanatçının,
deneyimlemiş olduğu duygu ve düşüncesini, kendi ürettiği sanat yapıtı üzerinden başka insanlara
iletme arzusunu ve çabasını bize göstermiştir. Bu bağlamda sanatsal bilginin üretilmesi,
yaratılması ve bu bildirimin başka insanlara iletilmesi noktasında oluşabilecek sorulara cevap
aranmıştır.
Amaç
Bir resim yapıtında biçim ve içerik ilişkisini etkileyen ögelerin neler olduğu ve bu
bağlamda deformasyon ögesinin biçim-içerik ilişkisine etkisinin olup olmadığı ve bu diyalektik
ilişki içerisinde deformasyonun varlıksal öneminin anlaşılması amaçlanmıştır. Bir sanat yapıtında
anlamı belirleyen, anlama etki eden ögelerin neler olduğu ve biçim ile içerik arasında ne tür bir
ilişki olduğu irdelenmiş ve deformasyon ögesinin sanatsal yaratımdaki değeri sorgulanmıştır.
Yöntem
“Resim Yapıtında Biçim-İçerik İlişkisi ve Deformasyon Ögesi” başlıklı bu araştırma,
literatür tarama yöntemi ile araştırılmıştır. Konunun genel hatları belirlendikten sonra geçici plan
oluşturulmuş; bu plan doğrultusunda kitaplar, süreli yayınlar, makaleler, tezler, yazılı ve görsel
kaynaklar taranarak gerekli notlar alınmış ve alıntılar yapılmıştır. Okuma ve inceleme sürecinden
sonra planlanan çalışmaya geçilerek sonuca bağlanmıştır (Fraenkel, Wallen, 2006).
Bu çalışmada, konuya dair, literatürde yer alan tanım ve tartışmalar incelenmiş ve
sanatçının, sanat eseri yaratımıyla neyi amaçladığı ve amaçladığı şeyi sanat yapıtına nasıl
yerleştirdiği irdelenmiştir. Bir sanat yapıtında biçim-içerik ilişkisi ve bu ilişkiye etki eden
deformasyon kavramı ve bu kavram kapsamında yer alan ilgili kavramlar tartışılmıştır.
Sanat Yapıtında Biçim ve İçerik İlişkisi
İçerik, resimlendirilmek istenen hikâyeyi veya mesajı ifade ederken biçim ise bunu nasıl
ifade edildiğini belirler.
Sanat yapıtı, insanların anlayış gücü ve duygularında bir etki uyandırması için yapılır. Bu
etkinin dışında kalan yontulmuş taşlar ya da boyanmış tuvaller sıradan bir nesneden başka bir şey
değildir. İmgesel içerikten yoksun olan bir nesne, sadece insan tarafından müdahale edilmiş bir
tahta, metal ya da bir bez parçasıdır. Bir yapıtın sanatsal niteliği, ancak izleyicilerde yoğun bir
içsel yankıma yaratmasıyla değer kazanabilir (Kagan, 1993, s.25). Bu nedenle sanatsal imge,
gerçek bir nesnenin basit bir kopyası değildir. Estetik açıdan mükemmel olan bir portre, yalnızca
portresi yapılan kişinin fiziksel benzerliği ile nitelik kazanamaz. Sanatçı; portredeki fiziksel
benzerlikle beraber o kişinin iç dünyasını, karakterini, duygu hâlini, özünü de yansıtmalıdır.
Yan yana duran iki çam ağacından biri bize niçin güzel görünür, öteki değil? Niçin birini
etkileyici buluyoruz da diğerini olağan ya da sıradan buluyoruz? Kuşkusuz her somut nesnenin
423

