Page 462 - Milletlerarası Sempozyum Bildiri Kitabı
P. 462
resim, heykel ve gravürler yer almaktadır. “Çift Sürenler” adlı gravürü ise, sanatçının en etkileyici
ve güçlü eserlerinden biridir.
“Köylüler Savaşı” adlı serinin ilk çalışması olan “Çift Sürenler” (Görsel 3.) gravüründe,
çift süren bir baba ve oğlun oldukça dramatik anını betimlemiştir. Topak yüzeyine neredeyse
paralel bir şekilde yerleştirilen baba ve oğul, bütün gücüyle toprağı işleyebilmek için sabanı
çekmektedirler. Çizgi ve lekenin açık koyu zıtlığı ve figürlerin deformasyonu, resimdeki etkiyi
arttırarak ifadenin daha da güçlenmesine sebep olmuştur (Şahinbaş, Türker, Ağçiçek, 2019).
Kollwitz'in bu eseri, güçlü bir sosyal mesaj taşır. Sanatçı, emekçi sınıfın özelliklerini sert ve
keskin çizgilerle betimlemiştir. “Çift Sürenler” sadece bir gravür değil, aynı zamanda insanların
zorlu hayatı anlama ve takdir etmeye yardımcı olan ve bu bildirimi sanat yoluyla ileten sosyal bir
belgedir.
Görsel. 4 Margarita Sikorskaia, "Maternité", TÜAB (https://kulturologia.ru/blogs/030116/27799/.
Günümüzün etkileyici ressamlarından biri olan Margarita Sikorskaia (1968 -), St.
Petersburg’da doğmuş ve 1990 yılından itibaren ABD’ye yerleşmiştir. Margarita Sikorskaia'nın
"Maternité" adlı eseri (Görsel 4), anne ve çocuk arasındaki özel bağın güçlü bir şekilde tasvir
edildiği etkileyici bir çalışmadır. Bu eser, sanatçının güçlü ifade yeteneği ve modern resim
tarzının, klasik anlayışı ile birleşmiştir. Bu çalışmada, bir anne ve yeni doğmuş bir bebek
görülmektedir. Anne, bebeğini şefkatli kolları arasına almış ve ona derin bir sevgi ve koruma
hissiyle bakmaktadır. Bu an, anne ve çocuk arasındaki bağın güçlü bir şekilde yansıtıldığı bir
andır. Anne ve çocuk dış mekânda tasvir edilmiştir. Güçlü ve korumacı bir anne karakteri, kübik
tarzın biçim bozma anlayışıyla ifade edilmiştir. Pastel tonlar, yumuşak bir ışıkla birleşerek resmin
genel atmosferine dingin bir hava katmaktadır. Anne ve bebek arasındaki yoğun bağlantı, resmin
merkezinde yer alırken diğer unsurlar sade bir şekilde tasvir edilmiştir.
Gerçek nesneler, her zaman ideal geometriye sahip olmayabilir ve sanatçının bildirimini
taşıyacak form ve oranda olmayabilir. Sanatçılar böyle durumlarda nesneyi kendi hizmetine
alabilmek için biçimi bilerek bozmuşlardır. Bu duruma örnek olarak Vincent Van Gogh'un
"Auvers'deki Kilise" adlı çalışmasını gösterebiliriz. "Auvers'deki Kilise" Vincent Van Gogh'un son
dönem eserlerinden biri olarak bilinir ve onun en ünlü yapıtları arasında yer alır. 1890 yılında,
sanatçı resim yapmak için Paris'ten uzaklaşıp Auvers-sur-Oise adlı küçük bir kasabaya yerleşir. Ve
bu kasabada yer alan (Görsel 5) Saint-Pierre kilisesinin görünümünü, tuval üzerine yağlı boya
tekniğiyle yapar (wikipedia.org).
Görsel 5'e bakıldığında, alınan etki kuşkusuz aynı olmayacaktır. Soldaki fotoğraf, “bir
dönemin mimari özelliklerini taşıyan küçük bir kilise bildirimiyle beraber, etrafında ağaçlar olan
ve ikiye ayrılmış yol ve yer yer çimenlerle kaplı ve görünen yüzeyde şu kadar penceresi olan, taş
yapılı bir mimaridir.” bilgisini vermektedir. Bunun ötesinde başka duygu ya da düşünceyi taşıdığı
söylenemez.
Van Gogh'un resmi ise bu bilgilerle beraber arka planda, biçimin içine yerleştirmiş
olduğu kendi iç dünyasının içeriğini de kapsamaktadır. Van Gogh, bunu nasıl başarmıştır? Van
426

