Page 225 - Milletlerarası Sempozyum Bildiri Kitabı
P. 225
Resim 4. Eugéne Delacroix, Halka Önderlik Eden
Özgürlük, 1830
Zira 17. ve 18. yüzyıldan itibaren batının dikkatini yönelttiği doğu ve Osmanlı ise bu
süreçte yüzünü batıya dönmeye başlamıştır. Osmanlı’da 18. Yüzyıl Batılılaşma hareketleri ile
başlayan ve ardından özellikle Avrupa’dan gelen oryantalist ressamların ve sarayda görev alan batılı
sanatçıların etkileri ile batılı tarzda resimler Osmanlı’da ilgi görmeye başlamıştır. II. Mahmut
döneminde resim eğitimi için Avrupa’ya gönderilen Ferik İbrahim Paşa ve Ferik Tevfik Paşa gibi
kişiler geri döndüklerinde beraberlerinde suluboya ve tuval resmi tekniklerini de getirmişlerdir. Bu
batılı anlayışa öykünen resim yapma gayreti Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar sürmüştür.
Cumhuriyetin ilanından sonraki süreç batılı, çağdaş dünya ile yarış süreci olarak geçmesi nedeniyle
Geleneksel sanatların hemen hemen göz ardı edildiği görülür. Zira bu dönem sanatın propaganda
işlevinin sonuna kadar kullanıldığı 1940’lı yıllar sonuna kadar gerek izlenimci gerekse de kübist,
ekspresyonist (Dışavurumcu) ve sınırlı da olsa Konstrüktivist (İnşacı) biçim dilini benimseyen iki
kuşağın sanatçıları Kurtuluş Savaşı, İnkılâplar, Atatürk ve Cumhuriyetin simgesi olan Ankara
dışında köy, köylü, çiftçi konularını işlemişlerdir. Hatta bu konular öylesine tutmuştur ki,
1940’lardan sonra Demokrat Parti iktidarına kadar ressamlar, hasat, ekin, harman, çiftçi gibi
konuları artık devletin doğrudan bir talebi olmamasına karşın kimi kaygılarla resimlemeye devam
etmişlerdir. Bu aşamada kültür dağarcığına katkısı inkar edilemez bir gerçek olan kamu otoritesinin
talepleriyle ‘şekil’ kazandırdığı resim sanatının, kurucu iradenin ulus inşa etme faaliyetinin
hizmetinde üstlendiği güçlü siyasi ve ideolojik yük de önemli ve büyük olmuştur. Aslında bu
noktada popülist davrandığı belli olan ressamların önemli bir kısmı aslında çeşitli kaygılarla
yaptıkları resimlerle dönemlerinin sosyal - siyasal ve kültürel havasını yansıtarak tarihe tanıklık
görevlerini yerine getirmişlerdir. Bu dönemin üslubundaki bütün önemli değişimler, her biri
kendisinden öncekini eleştiren farklı bir üslup dağarcığı formuna bürünerek gerçekleşmiştir
(Başkan,2014;103-104).
Ancak Avrupalı veya dünyanın önde gelen ülkelerinin sanat dünyası içinde yer almaya
çalışan Türk sanatçıların yanı sıra özellikle altmışlı ve yetmişli yıllarla birlikte ortaya çıkan sanat
yaratımında ulusalcı davranmak gerektiğini vurgulayan akımla birlikte, kültürün yansıması olan
sanatsal yaratımının gerektiğini vurgulayarak sanat eseri üretme kaygısını yaşayan sanatçıların
varlığı da göz ardı edilememelidir.
Ulusalcı yaklaşım ile sanat eseri üretiminin; geçmişte var olan sanat yaratımlarının farklı
bir bakış ya da sanat yaratım tekniği ile tekrar ele alınması ile mümkün olabileceğine dair
yaklaşımlar Türk sanatı kimliğinin ortaya koymakta yetersiz kalmışlardır. Geçmişe ait olan sanatlara
geleneksel adı altında bir sınıflandırma yapılmasıyla başlayan terminoloji sanatın kimlik kazanması
önünde önemli bir bariyer olarak yer almıştır. Çağdaş Türk Resminde 1940’lı yıllarda Turgut
Zaim’le başlayan, geleneksel ve yerel değerlere yönelme çabaları, giderek artan ulusal resim
arayışlarının tetikçisi olma niteliğindedir. Daha önceleri Türk resminde benzer çabaların varlığı
bilinse de, bu çabaların niteliği farklıdır. Özellikle, I. Dünya Harbi sırasında Şişli Atölyesinde
çalışan ressamlar ulusal konulu resimler yapmışlardır. Fakat bu resimlerdeki ulusallık anlayışı
konularla sınırlı kalmış, ulusal plastik ve estetik kaynaklardan yararlanılmamıştır. 1940’lı yıllarda,
sanatta ulusallık sorunu kapsamlı bir şekilde gündeme gelmeye başlar. Siyasetçi, sanatçı, aydın ve
yazarları da içine alan geniş bir tabana yayılan bu sorun, 1935’den itibaren Nurullah Berk, Turgut
Zaim ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun ulusal değerler ve kaynaklar konusunda birbirinden farklı
çözümler üretme çabalarıyla güncelleşerek, başka sanatçılar tarafından da kabul görmeye başlar.
Bedri Rahmi Eyüboğlu ve öğrencileri nakış, dokuma, mozaik, kırkpare, halk resimleri ve mimari
gibi farklı kaynaklardan beslenen eserler üretmişlerdir.
189

