Page 230 - Milletlerarası Sempozyum Bildiri Kitabı
P. 230
Resim 11. Ergin İNAN, “Dost’a” Serigrafi Baskı 43x30 cm, 1987
Tezhip, minyatür, hat, çini, halı-kilim vb geleneksel sanatlar alanlarında eserler üreten kimi
sanatçılar ise bu süreci; var olan geleneksel yaratım unsurlarını kompozisyon ve tasarım boyutunda
tekrar ele alarak yaşanılan anın beğenilerine hitap eden yaratılara dönüştürmüşlerdir. Ancak bu
noktada gelenek ile olan bağını vurgulamak amacıyla ortaya koydukları eserlerin tanımını
“Geleneksel unsurların çağdaş anlayışla yorumlanması” ifadesiyle ortaya koyma gayreti içine
girmişlerdir. Oysaki bu isimlendirme sanatçıya ve ortaya koyduğu sanat eserine dönük bir
yabancılaşmayı da beraberinde getirmektedir. Çünkü sanat eseri zaten sanatçısı başta olmak üzere
üretildiği zamana bağlı olarak kendi dönemsel özelliklerini içinde barındırmaktadır. Kullandığı
malzeme veya tercih ettiği tasarım öğe ve unsurları bağlamında onun tarihin herhangi bir dönemine
gönderme yapması, yapıldığı dönemi ve taşıdığı estetik değeri değiştirmeyecektir. Sırf belli bir
motif, kompozisyon, biçim kaygısı veya renk kullanımı nedeniyle eserin kendi bağlamından
çıkarılması, karşıt gibi görünen olgular arasında ki benzeşme kaygısına büründürmektedir. Zira
Avrupa resim sanatı içerisinde, ardıl gelen gelişim aşamaları bağlamında, çeşitli dönüşüm ve gelişim
süreçleri içinde pek çok farklı özelliklerin olması sanatın bir zenginliği olarak kabul edilmiş, bir
öncekine olan reddediş toptan yok sayılma olarak görülmemiştir. Fakat bizim sanat tarihimiz içinde
özellikle cumhuriyet dönemi ve ardından gelen süreçlerde batıya olan öykünme geçmişe olan sert
bir terk ediş olması yönünde olmuştur. Fakat bu durum devlet eliyle değil, bizatihi sanatçılar eliyle
yapılmış bir tutumdur. Batı sanatı eğitimi olan ve akademilerde yetişen sanatçılar doğuya özgü
olarak gördükleri çoğu düşünsel yaratımsal olguyu toptancı bir yaklaşımla reddetmeyi modern
düşünmenin gerekliliği olarak kabul etmişlerdir. Bu toptancı reddediş sanatın ve sanatçının ulusal
kimliğinin oluşamamasının da temel unsuru olmuştur.
Sanat eserinin içinden çıktığı toplumun aynası ve hatta konuştuğu dilin sembolik bir
alfabesi olduğu fikri üzerinden değerlendirme yapmak gerekirse, bir bölgenin ya da toplumun hâkim
olduğu iletişim dilinin diğer bir toplum veya gurubun iletişim diline benzemesi veya çok farklı
olması ait olduğu toplumların kendi zenginliği ve özelliği olarak kabul edilmesi gerekliliğini
doğurur. Fakat benzer şekilde gelenekle olan sıkı bağları nedeniyle sen benim sanat dilimden
üretmiyorsun bu yüzden sen benimle aynı değilsin ile başlayan bir tarafın diğer tarafa olan baskıcı
ve öteleyici durumu maalesef bir bütün olarak sanatın sınıflar arası çatışma ve kimliksizleşme
sürecine girmesine neden olmaktadır. Bu tartışmalar bir bütün olarak kendi karşıtlığını yarattığı için
maalesef Türk kimliği ile örtüşmesi düşünülen sanat dili bazen sentez, bazen eklektik ama çoğu
durumda amacını ortaya koyamamış yaratılar olarak karşımıza çıkmaktadır.
Sonuç olarak sanatın yaratımında kimlik sorununun ortaya çıkmasında birkaç konu olduğu
görülür bunlardan ilki kim gelenekselci, kim modern tartışmasıdır. Oysaki geleneksel olarak görülen
olgu nihayetinde üretildiği dönem için moderndir. Zira gelenek modernitenin icat ettiği bir
söylemdir. Fakat kendini geleneksel içinde gören sanatçı ve bireyler bu durumun çok da farkında
değillerdir. Hele ki ülkemizde geleneksel olanın nasıl bir zihni yapıya karşılık geldiğini keskin
sınırlar içinde tanımlamak artık çok kolay değildir. Zira geleneksel diye adlandırılan sadece dinseli
içinde barındıran, Osmanlıya öykünen ya daha genel söylemle mistik olanla ilişkilendirilemez.
194

