Page 234 - Milletlerarası Sempozyum Bildiri Kitabı
P. 234
ölçü; yüksek ve yararlı nitelik, bireyin isteyen, gereksinim duyan bir varlık
olarak nesne ile bağlantısında beliren önem sıralaması, yargısal ürün gibi
sözcüklerle tanımlanmaktadır. Değerin oluşabilmesi ve ortaya çıkması için
nesneye bir değer yükleyebilmenin başlangıç aşaması olarak bireyin algılaması,
tasarlaması, anlaması ve bilmesi gerekmektedir. (Hançerlioğlu, 1993, 54)
Sanatın değerleri ve bir sanat eserinin değeri arasındaki farkı doğru anlamak
gerekmektedir. Sanatın değeri; sanatın diğer insan muvaffakiyetlerinden farklı olarak insanların
yaşamındaki yeri olarak ifade edilebilmektedir. Burada sanatın değerleri ise sanat yaratmalarında
öncelikli olarak ele alınan konular, simge, anlatış tarzı, biçim, kitabet vb. dir. Sanat eserinin değeri;
belirli bir sanat alanında yaratıcı olan kişilerin gözlerinde o eserin diğer eserlere göre hususiyeti,
benzersizliği, insan ve problemlerine dair işaret etmesindeki tekliğidir.” (Kuçuradi, 2010, 41).
Buradan da anlaşılacağı üzere eserde var olan nitelikler ve sanatçının çağının çocuğu ve
aynası olarak kendisinde vücut bulan topluma dair yaşanmışlıkların yansımalarını eseri aracılığıyla
sanat alımlayıcısına aktarması, alımlayan kitlede değer bulmaktadır.
Felsefe tarihinde, bu konuda iki temel husus üzerinde durulduğu varsayılabilir: Bunlardan
birincisine göre ‘değerler görecelidir’ görüşü hakimdir. Değerler aynı çağ içerisinde, toplumdan
topluma veya aynı toplumda üye olunan kategorilere göre dinsel inançlar ve ahlaksal doğrular
ekseninde değişiklik gösterebilmektedir. Bu görüşün özünde doğru bilgiyle ilgili “kuşkucu” bir
durum gizlidir. Diğerine göreyse, değerler mutlaktır ve kesindir. Bu boyutta ele alınırsa her türlü
değer, bağımsız olarak doğru veya yanlış tanımlara maruz kalabilir. Eylemler, insanların düşünce
veya temayülden hür olarak doğru ya da yanlıştır (Yalçın, 2002, 103).
Değer kavramını sanat eseri bağlamında ele alırsak bunun sadece bir şeyin temel özelliklere
bağlı olarak esere yüklenen maddi unsurlar olmadığını beraberinde manevi ve sanatsal niteliklerle
de şekillendiğini bilmek gerekir.
Estetik değer yargılarında şahsi unsurlar belirleyici konumdadır. “Beğeni dikkatimizi
algılayana ve estetik yargılara yöneltir. Estetik, algıya dayanır ve algı da bir algılayanı gerektirir.
Estetik yargıları diğer yargılardan farklı kılan şey, yargının algılayana bağlı olmasıdır” (Townsend,
2002, 44).
Değer biçme ile değer yüklemek farkı şu şekilde ifade edilebilmektedir: Halbuki değer
biçmede, kendisine değer biçilen şey sadece nedensel olarak ön plandadır. Değer yüklemek ise,
kendisine değer atfedilen şey, değer atfedenle olan özel ve dolaylı bir ilişkisi yüzünden değerli
sayılmaktadır. Bu sebeple, bir şeye değer yüklemek ile bir şeye değer biçmek arasındaki ilgi, değeri
söz konusu edilen şeyin, kendi dışında olan bir nedenden dolayı değerli veya değersiz görülmesinden
meydana gelmektedir. Bu iki olgu arasındaki fark, geçerli değer yargılarına göre yapılması ile ortaya
çıkabilir. Özellikle değer biçmede yapana bağlı olmasıdır. Gerek değer atfetme gerekse değer biçme
değerlendirileni değil, değerlendireni temle alır. (Kuçuradi, 2010, 30). Yüklenen bu değer toplumda
karşılık bulduğu kadarıyla sanat eserine vücut veren ruh veren sanatçıda da karşılık bulur ve
sanatçıyı bir üst konuma taşıyarak farklı değer olgularında üretim yapma sorumluluğu yükler.
Bu durumda sanat yapıtı bir araç olarak karşımıza çıkmaktadır. Eser üzerindeki değer
kavramını var eden dinsel, ahlaksal, toplumsal, psikolojik, sosyolojik, ekonomik vb. nitelikler bir
bir devreye girmekte ve eser üzerinden geniş kitlelere aktarılmaktadır.
“Felsefe Sözlüğü” adlı kitabında Orhan Hançerlioğlu, sanattaki değeri, şu şekilde ifade
edilmektedir. “Değer taşıyan her şey az ya da çok nesnel gerçekliği yansıtır, nesne ve olayların
insanca edinilmiş bilgisini ortaya koyar. Mantık dilinde doğru’yu dile getirir. Mantıkça doğru olan
değerlidir. Estetik dilinde güzeli dile getirir. Estetikçe güzel olan değerlidir. Sanatsal değerlerin
tümü bu tanımın kapsamı içerisindedir.” (Hançerlioğlu, 1993, 55).
Sanatta değer, özel olarak insan tarafından oluşturulmuş bir form olarak var olan sanat
yapıtına bağlı olarak oluşur. “Bir yapıtın değerlendirilmesi üç ana aşamadan geçer. İlki; Anlamak,
ikincisi: Bir yapıtı kendi alanında bir yere oturtmak ve kendi alanındaki değerini-yerini
belirlemektir. Üçüncüsü ise; Bir yapıtın önemini, yapıtın yaratılmasının insan için, dünyamız için
anlamının ne olduğunu göstermek; bu olanakların etik değerler bakımından anlamının ne olduğunu
göstermektir.” (Kuçuradi, 2009, 95).
Sanat yapıtına yüklenen anlam aynı zamanda çağını temsil eden türdeş sanat eserleriyle de
şekillenmekte ve mukayese ölçeğinden geçerek kendisine bir yer bulmaktadır. Tolstoy’un sanatı
tariflerken kullandığı ifadede olduğu gibi “Sanat; insanla nesnel gerçekler arasındaki estetik
ilişkidir”. Sanat eserinin değerlendirilmesinde de insanın nesneyle arasında, diğer alanlarda
görülmeyen bir bağı olduğunu bilmek gerekmektedir. Bu ilişki içerisinde nesne değerlendirilmekle
birlikte, insanın şuur içerikleri de ele alınmaktadır. Bu konuda hem bir kıymetlendirme hem de yeni
bir değerin oluşturulması mevzu bahistir. Bu ikili ilişki içerisinde “güzel” değeri oluşturulurken,
198

