Page 231 - Milletlerarası Sempozyum Bildiri Kitabı
P. 231

Böyle bir söylem nihayetinde ideolojik bir değerlendirmeye dönüşür. Kaldı ki, görsel alanda gelenek
                     ile ilgili bir olgunun daha farklı boyutlarda ele alınması zorunludur. Bunlardan ilki, görsel ideoloji,
                     dilden  farklıdır.  Bu  bakımdan  görsel  olanın  yani sanatın  gelenekle  ilişkilendirilmesi  veya  onun
                     çağdaş olanla irtibatlandırılası çok sık karşılaşılan bir tutum olmasına rağmen modern karşısında
                     geleneksel  olanın  ne  olduğunun  sorgulanması  veya  sorgulanamaması  büyük  bir  handikabı
                     barındırmaktadır. Çok ünlü batılı sanatçılar doğuyla, geleneksel olanla yakından ilgili olabilmekte
                     ancak onlardan aldıklarını kendi düşün ve yaratım olanakları içinde tekrar oluşturmaktaydılar. Bu
                     durum  onların  içinde  yer  aldıkları  toplumda  daha  doğrusu  sanat  ortamında  bir  sorun  olarak
                     görülmemiş hatta sanatlarının duayeni olarak kabul görmelerine neden olmuştur.
                            İkincisi ise doğal olarak kültürümüzün doğu ile olan ilişkisi çok daha derindir. Dolayısıyla
                     sanatçılarımızın  içinden  çıktıkları  kültürün  izlerini  taşıyan  her  türlü  olguyu  sanat  eserlerinde
                     görmemiz  kaçınılmazdır  ancak  bu  durum  onların  geleneksel  sanat  yaratıcıları  olarak
                     nitelendirilmelerini  gerektirmez.  Örneğin  Malik  Aksel  batılı  bir  resmin  peşindeydi  ama  gene
                     gelenekselle çok daha 'çağdaş' bir biçimde örtüşüyordu.  Görüldüğü  gibi gelenek çağdaş ilişkisi
                     temelde  bir  algı  meseledir.  Ancak  algının doğru tanımlanamaması, geçmişi ihmal edip her şeyi
                     görsel imge üstünden kurma çabası içinde bir sanat-sanatçı kavramının yerleşmesine neden olmuştur
                     (Cingöz,2010)
                            Gelenek  ya  da  geleneksel  olan,  Sezer  Tansuğ’un  da  dediği  gibi,  Parçalılık-bütünlük,
                     süreklilik  ve  eş  zamanlılık  süreçleri  ile  ortaya  çıkan  bir  olgudur.  İçinde  yaşanılan  coğrafya,
                     coğrafyanın katkısıyla oluşan kültür ve kültürün katkısıyla biçimlenen inanç sistemleri ve bütün bu
                     olguların bir araya gelmesiyle biçimlenen İnsan yaşam ve varlığı geleneksel olan yani yaşanılan
                     süreçle  orantılı  olarak  kendi  çizgisini  çizmektedir.  Dolayısıyla  geleneksel  geçmişten  günümüze
                     doğru gelen bir sürecin ismidir. Ama bizde  gelenek ve modern ilişkisini belirleyen ana kavram
                     Doğu-Batı gerilimidir. Algı dünyamızda modern olarak kabul edilen daima Batı'yı temsil etmiştir.
                     Geleneksel olan ise her zaman Doğu'yla ilişkilendirilmiştir. Buna bağlı olarak Doğu mistik, Batı
                     materyal olanla, Doğu dinsel Batı seküler olanla ilişkilidir. Fakat diğer taraftan bütün bu kavramların
                     kabul edilişleri siyasal bazı ön yargılarla düşünülmüş olmalarından kaynaklanmaktadır.
                            Zira geleneksel sanatların doğu-dinsel-mistik vb sıfatlarla algılanmasında ortaya konulan
                     yapıtlardan daha ziyade bu yapıtları ortaya koyan bazı sanatçıların, sanat alanlarına bakışlarında ki
                     sıkıntılar  en  büyük  eksikliktir.  Ayrıca  geleneksel  sanatlar  dışındaki  plastik  sanatların  diğer
                     unsurlarının 19. Yüzyıldan itibaren içine aniden girdikleri batılılaşma hareketlerinin de önemli bir
                     payı vardır. Bilindiği gibi bizde batılılaşma hareketleri 18. Yüzyılın ortalarından itibaren başlamış
                     1920'lerden  sonraysa  kesin  bir  kabul  kazanmıştır.  Ne  var  ki,  bu  batılılaşma  süreci  aslında
                     çağdaşlaşma  süreci  olarak  adlandırılan  hareketlerin  yanlış  algılanmasıyla  oluşmuştur.  Bundan
                     dolayı Batılılaşmanın en radikal biçimde uygulandığı Cumhuriyetin ilk yıllarında bile Batı denen
                     'şeyi' ona benzeme ya da ona ulaşma anlamlarını karıştırdığımızdan şüpheyle karşıladığımız açıktır.
                     Sonraki yıllarda da Çağdaşlaşma denilen uygarlık seviyesine ulaşmayı, Batının yaptıklarını körü
                     körüne taklit etme olarak algılamanın sürdürülmesi neticesinde doğu-batı kavramlarına yüklenen
                     anlamalar arasında kavram çatışması çıkmıştır.
                            Çağdaşlaşma aynı zamanda kendimize ait olanı fark edebilmeyi ve onu algı dünyamızda
                     ait olduğu yere oturtmayı da gerektirmektedir. Ancak şunu da kabul etmek gerekir ki: Batılılaşma
                     bizim kendimize öteki gözüyle bakmamızın bir aracıdır. Bu modernleşmeyi algılayışımızın da bir
                     ifadesidir.

                            Kaynakça
                            Alakuş, A. O. (2007) “Kültürel Etkileşim Bağlamında Türk Dünyasından Sanatsal Bir Batı
                     Etüdü”, Uluslararası Asya ve Kuzey Afrika Çalışmaları Kongresi “38. ICANAS” 10-15 Eylül 2007,
                     Ankara-Türkiye, , Atatürk Kültür,  Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Ankara-Turkey, s. 35
                            Başkan, S. (2014) ; "Türk Resminde Modernite ile İlk Temas: 1940-1960". idil 3.14 (2014):
                     103-104.
                            Cingöz, A.(2010); Çağdaşla Gelenekselin Arasında, Sabah Gazetesi, 03.07.2010.

















                                                           195
   226   227   228   229   230   231   232   233   234   235   236