Page 524 - Milletlerarası Sempozyum Bildiri Kitabı
P. 524
Music is one of the boats of this vast ocean. As it has been compared, it is a term with a lot
of weight and a great meaning. He has experience in the fields of saz and vocal performance that
reveals the character of every nation. Turkish music has managed to fit every cultural element from
our historical past into its melodies and has been able to carry those elements until today. Classical
Turkish music, which is a reflection of our essence, carries our cultural codes and character in terms
of performance and style.
The styles and attitudes we encounter in the field of vocal performance of our classical
Turkish music are generally evaluated as choir style and style, chapter style and style, classical style
and attitude, hafiz-gazelhân attitude and style, radio style and style, and attitudes and styles that have
continuity today. The elements that determine the styles are the form of the melodies derived from
the instrument or voice of the performer. In addition to the motifs in those melodies, the
pronunciation character and the components of prosody also help determine the style. Today, works
are evaluated in terms of prosody as well as the performer. Prosody is summarized as ensuring the
integrity of the lyrics and melody of a piece according to certain rules and processing the melody
and rhythm in a way that does not disrupt the integrity of meaning. There is also the possibility that
the performer gives the work a different character while reading it. This situation opens a different
dimension in terms of prosodic, which is Character prosody.
Key Words: Turkish Music, Voice Performance, Prosody, Stylistic Problems.
1.Giriş
Sanat, anlatanı ve anlamaya çalışanı ile biçimlenen bir unsurdur. Sahası geniş olan bu
kavram, tarihin her döneminde tüm toplumların vazgeçilmez bir parçası olmuştur. İnsani bir
rahatlama ve arınma olan anlatımın, farklı kelimeleri olmuş, ayrı bir ifade biçimi ile duyguları
tanımlamaya çalışmıştır. Buna yön veren insan, kendini anlattığı kadar, yaşadığı dönemi de
fırçasında, sözünde, sesinde anlatmaya çalışmıştır. Sanat icracılarının bu anlatış biçimleri de tavır,
üslup terimlerini ortaya çıkarmıştır.
Üslup terimi, Arapça kökenli olup, kelime anlamı olarak da “yöntem”, “yapış biçimi”,
“tarz” gibi anlamlara gelmektedir (TDK). Genel olarak, insanın iletişiminde, bir şeyi ifade etmekte
kullandığı yol, yöntemdir. Yani, benimsenmiş olanın, nasıl yapılacağı noktasındaki izlenen yoldur,
yapış ediş biçimidir (Ersoy, 2017).
Sanatta üslup, kendi alanı içerisinde özel bir yere sahiptir. Eserin anlamlanması, sanatçının
icrasının değerlendirmesidir aynı zamanda. Bir eserin değerlendirmesi sonucunda, birçok farklı
yorumun ortaya çıkmasında, sanatın doğasının çeşitliliği görülür. Sanat eserlerine ait bu kavramsal
genişleme nedeni ile sınırları belirlemek de zorlaşmaktadır. Hatta eseri yorumlayanın bazen
tıkanması da, bu sahanın geniş, uşsuz bucaksız bir platforma yayılmasındandır denebilir. Bu
yayılımın tarihsel süreçte farklı analiz biçimlerine göre şekillendiği söylense de, genel manada 4
başlıkta toplanabilir. Bunlar, sanatçı, yapıt, alımlayıcı ve toplum merkezli yaklaşım biçimleridir.
Sanatın açıklanması adına, bu dört noktadan biri tercih edilir. Sonrasında daha geniş bir analiz ortamı
içerisinde, sanatçı, dış dünya, aralarındaki ilişki, duygular, eseri kıymetli kılan unsurlar gibi birçok
öğe değerlendirmeden geçirilir. Bazen tüm detaylar eserin dışında aranırken, bazen de eserin
tamamen içerisine sığdırılmış olarak bulunur (Ötkün, 2009, 160). İşte bu yaklaşım biçimi ve
belirtilen öğelerin değerlendirilmesi ve bir biçime kavuşturulması aşamasındaki uygulamalar,
üslubu şekillendirmektedir.
Türk müziği geleneğindeki üslup, kendi özelinde farklılıklar arz eder. Genel karakterinin
söze dayalı olması nedeni ile her daim sözlü müzik karakterindeymiş gibi değerlendirilir ve
çoğunlukla da öyle besteler yapılır. Sözle müzik arasında kopmaların çok yaşamadığı melodiler
yazılır. Armoninin bu aşamalarda kullanılmaması Türk müziğinin Batı müziğinde ayrılmasının
belirgin bir farkıdır. Şunu da vurgulamak gerekir ki, eserlerde karar sesteki kalışlar (dem tutma)
veya bütün tellere bazen vurmalar, çok seslilik sayılabilecek bir özellik değildir. Batı müziğinde
mükemmellik aranırken, Türk müziğinde doğallığın arayışı vardır. Türk müziğindeki icralarda, bu
doğallığa, enstrümanlar sadece eşlik eder. Ses sisteminin farklı olması nedeni ile tabiattaki seslere
daha yakın temas içerisinde kalır. Ses sistemindeki komaların yakınlığına benzer şekilde, insan
sesine yakınlık arz etmesi, çalgı eserlerinin diyapozonunun, ses icrasına da yakın olması gibi birçok
benzer noktaların oluşu da, Türk müziğinde ses icrasının ön planda tutulduğunun başka bir ispatıdır
(Özpek, 2018, 7-8).
Türk Makam Müziğinde gerek bir ses icracısının kendisine has okuyuş
tarzından gerek bir saz icracısının çalış stilinden bahsederken ya da bir
bestecinin besteleme biçimi anlatılırken, üslûp ve tavır kavramları kaçınılmaz
olarak yazılı literatürde, konuşma dilinde kullanılmaktadır. Her icracının
kendine göre bir üslûbu vardır. Bir icranın, hangi icracının sesinden veya
sazından çıktığını gösteren bir sanat ve anlatım özelliği üslûptur. Saz icrası
488

