Page 528 - Milletlerarası Sempozyum Bildiri Kitabı
P. 528
• Değişim politikasını, maalesef bir kısım insan tarafından yanlış anlaşılıp eskiyi yok etme
şeklinde yürütülen çalışmaların olması,
• Sanatında usta olmuş isimlerin değerlendirilmemesi sonucunda, sanatın ve sanatçının diğer
ortamlara kayarak, icranın o ortamlara uyum sağlaması,
• Teknolojik gelişmelerdeki geride kalışlar,
• Gramofonun, kayıtlarda süresinin az olması nedeni ile icradaki telaş, acele, üsluptan
kaymaların yaşanması,
• Plak kayıtlarında teknik ve zaman uygunluğu göstermesi açısından bazı formlar
bozulmuştur.
• Seslerin duyurulabilmesi için, üsluba uygun nüanslı çalışların yerini, volümlü çalmaların
alması,
• Toplu icralardan uzaklaşma,
• Güfte telaffuzlarından uzaklaşma,
• Gereksiz terennüm kullanımları,
• Yöresel şivelerin yayılması ve icralara yansıması.
Türk musikisi icra üslubunda, Osmanlının son dönemleri ile Cumhuriyet yılları arasında
yaşanan değişim ve Cumhuriyet sonrası ile günümüz icra biçimleri arasında yaşanan değişim,
oransal ve boyutsal açıdan farklıdır. Cumhuriyet yıllarına kadar olan dönemde, daha sığ değişimler
yaşanırken, Cumhuriyet sonrası süreçte daha belirlin, belki de daha keskin değişimler görülmüştür.
Fakat popüler müziğin dünyada etkisinin artması ile Türk musikisi alanında da icra bakımından bazı
yönelmeler hissedilmiştir. Bunların yanı sıra, bir kısım çevrelerce Türk musikisinin tek icra alanı
imiş gibi sürekli vurgulanan meyhanelerdeki müzik programları ile icra biraz daha kontrolü
kaybetmiştir. Meyhanelerin yanında gazino kültüründe de Türk müziği (Türk Sanat Müziği)
programlarının yapılması neticesinde, icracılar artık eserin hakkını vererek seslendirmek yerine,
seyirciyi memnun tutabilmek ve tabiri caiz ise müşteriyi memnun edebilmek amaçlı, eserleri çok
serbest, daha volümlü ve daha nağmeli, hançereli okur hale gelmişlerdir. Vokal icracıları, saz
motiflerini taklit eder olmuşlardır. Özellikle yaylı sazların perde kaydırmalı nüansları, icralara
yerleşmiştir. Bunlardan hariç, bir de dünya müzik kültürlerinin rüzgarı vardı.
1960’lar sonrası popüler müziğin, farklı biçimlerde dünyadaki etkisinin varlığı, ülkemizde
de görülmüştür. Aynı tarihlerde ortaya çıkan arabesk müzik ile birlikte, müzik kültürümüz de
değişmeye başlamıştır. Pop ve arabesk müziğin melez çocukları olan fantezi müzik ortaya çıkmıştır.
Bir müddet sonra TRT yayınlarında, icra muhafazakarlılığının bırakılarak, eserlerin farklı
yorumlarına kapı aralanması ile birlikte, Türk musikisi eserleri de artık fantezi müziğin nağmeleri
ile okunmaya başlamıştır. Burada hem icrada üslubun değişim yaşadığı gibi, eserlerin prozodi yönü
ile icrası da değişmiştir. Örneğin kelimelerin bölünmemesi ile ilgili itina bırakılmıştır. Tabi burada
nefes kontrolünün sağlanması noktasında, yapılan bariz hataların buna imkân sağladığı da aşikardır.
Türk musikisi vokal icralarında, prozodiyi sadece güfte-beste prozodisi ve mana prozodisi
yönü ile değerlendirmemek gerekir. Bir de eserin karakterinin yansıdığı yönü vardır. Yazılan eserin
kadın veya erkek tarafından okunması aşamasında, bazı önemli özellikler ön plana çıkar. Örneğin
eserin sözlerindeki anlatıcının kim olduğu (kadın-erkek, zalim-mazlum, seven-sevilen vb.) ve ses
icrası sırasında yapılan nüansların, kadın veya erkek üslubunda oluşu gibi bazı hassas veriler vardır.
Bunlar da, bize eserde Karakter Prozodisi diyebileceğimiz biz başlık açmaktadır.
Klasik Türk müziğinde, klasik dönem eserlerinin hem bestelenmesi, hem de icra edilmesi
aşamasında, prozodi kuralları neredeyse hiç göz ardı edilmezdi. Yazılan eserin güfte ve bestesi,
birbiri için yazılmışçasına örtüşürdü. Eseri icra eden kişi için bu durum, iyi bir rehber mahiyetinde,
icrayı rahatlatan ve tabir yerinde ise kolaylaştıran şartları sunmaktaydı. Nefesin nerede
alınacağından, nüanların nerede yapılması gerektiği, sanki şifrelenmiş gibi belirgin halde
sunulmaktaydı. Eser, bilimsel tarafı olan, mükemmellik taşıyan, beğenilmekten çok sanat eseri
özelliklerini taşıma gayesinde olurdu. Felsefi bir temeli olan sakinlik ve huşu ile yazılmış, uzun
notaların kullanımı görülmekteydi. Klasik sonrası eserler ise, özellikle de son dönemlerdeki eserler,
bu kurallar bütününden biraz daha uzak, sanat kaygısından ziyade, beğenilme amacı ile yazılan,
içinde sadelik, bütünlükten çok süslemelerin olduğu, gereksiz nağmelere boğulmuş, kısa süreli
notalarla bezeli eserler yazılmaya başlandı. Elbette bunun sebeplerinden birisi, maddi beklentilerdi.
Klasik dönem bestecileri, yaptıkları bestelerden, dinlenme rakamlarına göre bir kazanç elde
etmediği için, hedef kitleden daha çok eseri kedileri için, duygularını anlatmak için yazmaktaydı.
Fakat plak, albüm, kaset, cd derken, icracılar ve besteciler artık satış rakamları üzerinden kazanç
elde edince, yazılan eserler tüketim hedefli ve daha çok satabilecek şekilde yazılmaya, bestelenmeye
başladı. Tabiki klasik dönem sonrası yazılan tüm eserlerin mahiyeti bu demek değildir. Fakat
ekonomik kazanç ve beklentilerden dolayı yazılan eserler, değişen dünya ile birlikte yönünü
kaybetmiştir. Aslında sadece müzik alanında değil tüm sanat dallarında bir savrulma yaşandığı da
gerçektir. “Sanat sanat için midir, toplum için midir?” sözü belki de geçmiş ile günümüz arasında
492

