Page 527 - Milletlerarası Sempozyum Bildiri Kitabı
P. 527
ses ustalarının kayıtlarının eski oluşu, eğitimini aldıkları müziği dinlememeleri, eser kimliğine
yönelik çalışmaları yapmamaları, dersin sadece eseri seslendirmek ile gerçekleştiğini
düşündüklerini, dersin eğitmenini beğenmemeleri, eğitmen ile olan ilişkilerinde denge
kuramamaları, yaşam tarzları ile eğitimini aldıkları müzik türünün uyuşmaması” gibi birçok farklı
değişkeni tespit edebilmiştir.
Duran, Türkel Oter ve Ok (2021), çalışmalarında Klâsik Türk müziğinde ses
performansının kalitesini etkileyen müzikal faktörler üzerine bir çalışma yapmış, Osmanlı
imparatorluğu döneminde toplumun yaşam tarzına bağlı olarak, dîni yaşayışın önemi ve dinî
kuralların öncelikli olması, Klâsik Türk Müziği adına teknik olarak ve üslûp olarak biçimlenmesinde
önemli bir rol oynadığını belirtmektedir.
Ersoy (2017) çalışmasında, Türkiye’deki geleneksel müziklerde üslubu betimlerken ve
buna bağlı olarak performans normları incelerken, Türkiye’de geleneksel müziğin içinde,
performansın niteliğini, otantik yapıya bağlılığı ve estetiğin, ideolojinin beraber işe koşulduğunu
dile getirmiştir.
Özel (2022) ise yaptığı geniş tahlilli analiz çalışmasında, Türk musikinin Osmanlıdan
günümüze kadar olan sürede yaşadığı yorumsal farklılaşmayı ve bu zaman dilimindeki icraya ait
üslup-tavır kavramlarının değişimindeki etken unsurlardan bahsetmiştir.
Sonuç, Öneriler
Yapılan bu çalışmada, Klasik Türk musikisi vokal-ses icrasındaki üslupların, genel olarak
Klasik Üslup ve Tavır, Hâfız-Gazelhân Tavır ve Üslûbu, Radyo Tavrı ve Üslubu, Koro Tavrı ve
Üslubu, Fasıl Tavrı ve Üslûbu ve Günümüzde Devamlılığı Olan Tavır ve Üslûplar olarak
başlıklandırıldığı belirlenmiştir. Bu başlıkların vokal icrasında yer edinmesinde, icrası yapılan eserin
seslendirilmesi aşamasındaki tüm öğelerin işlevi ve kapsamının önemi vardır. İcrada, nefes, hançere,
sözlerin anlaşılırlığı, prozodi ve bunun kullanımındaki hassasiyet, rezonans, ağız içi organlarının ve
nefes bölgesi organlarının kullanımı gibi birçok unsurun işe koşulması neticesinde duygu ile eserin
üslubunun ortaya çıktığı görülür. İşte bu şekilde, eserin biçimsel özelliklerinin tamamının
yorumlanması ile tavır ve üslup terimleri belirginleşir.
Aslında üslup ve tavır kelimelerini birbirinden ayırmak zordur. Birbirinden uzak ifadeler
içeren bir tanımlama yapsanız bile, alandaki kullanım serbestliğini engellemek güç olacaktır. Fakat
eserin bir ifade biçimi vardır ki genelde Türk musikisinde üslup olarak tanımlanır. Bu ifade
biçimlerinin, geçmişin normlarını ne kadar taşıdığını belirtmek, genel olarak yorumlanabilir. Fakat
özelde bir yer vermeye çalışmak yine alan terminolojisinde zorlayabilmektedir. Zeybek (2013),
çalışmasında, Prof. Dr. Mehmet Kanar’ın Osmanlı Türkçesi Sözlüğü’nde tavır kelimesi için birinci
anlam olarak “yapmacık hareket”; ikinci anlam olarak “musiki yöntemi” şeklinde yer aldığını dile
getirmiştir. Özellikle ikinci anlam, müziğe dair bir tanımlama olması bakımından önemlidir.
Günümüzde, Türk musikisi vokal icralarında bazı değişik uygulamalara rastlamaktayız.
Klasik üsluptan uzaklaşan, güncel müzik kültürünün esintilerinden etkilenen bazı nüanslar, okuyuş
biçimleri, şarkının teknik özelliklerine müdahale hissettiren icralarla karşılaşmaktayız. Klasik
üslubu, her ne kadar ses kayıtlarının olmadığı dönemlere ait kanıtlarımız olmasa da, bugün mevcut
bilgilerimiz ışığında tanımlama yapabilecek düzeyde verilerimiz olduğu söylenebilir. Meşk
döneminin şarkılarının, bize ulaştırdığını söyleyebildiğimiz gibi, musiki meclislerinden gelen deyim
yerinde ise bilgi meşki vasıtasıyla bizlerin kullandığı sağlam verilere de sahibiz. Nicel verilerle
belirlemekte zorlanabiliriz ama nitelik açısından verilerin kanıtlarının güçlü olduğunu da
söyleyebiliriz. Bir Türk musikisi eserinin icrası sırasında, eserin formu ve dönemi elbette önem
arz eder. Türk musikisinde her eser klasik üslupta okunur yorumu, tartışmaya açık bir konudur.
Çünkü her Türk müziği eseri, yani Türk Sanat müziği eseri, özellikleri yönü ile farklıdır. Dönemsel
form değişiklikleri, dönemsel icra ve üslup değişikliklerine de dönüşmüştür. Klasik üsluptaki bir
eser, son dönem bestelerinden oldukça farklıdır. Örneğin Zekai Dede Efendi’ye ait bir eser ile
Yıldırım Gürses’e ait bir eserin aynı üslup ile okunması, tartışmaya çok açıktır.
Klasik eserlerde, vokal-ses icraları bir yönü ile zordur. Eserlerin güfte-beste denklemi, nota
üzerinde göremediğiniz nüanslar, süreleri, güftenin ağırlığı (çoğunlukla aruz kalıplı olması) gibi
değişkenler, eserin icra edilmesini güçleştirir. İcra sırasında, uzun süreli notalara hâkimiyet, aynı
perdede, frekansta kalma, yine icrayı zorlaştıran ayrı bir unsurdur. Bir de yorumlama esnasında, sizi
çok da özgür bırakmayan bir sınır vardır. Fakat bir yönü ile de tabir yanlış anlaşılmaz ise kolaydır.
Bu da sonraki dönemlere ait eserlerin karmaşasından uzak ve sade oluşundandır.
Üslupta yaşanan sorunların kaynaklarını, Özel (2022) şu şekilde sıralamıştır:
• Öncelikle ülke politikalarının ve yönetim sisteminin değiştiği, Cumhuriyet dönemi sonrası,
kültürel arşivlemede yeteri kadar kaynak taraması yapılıp, dönemin ses kayıtlarının
tutulamaması,
491

