Page 552 - Milletlerarası Sempozyum Bildiri Kitabı
P. 552

tozlar içinde ilerledik. Toprak yolda sürekli yükselerek kısmen geniş bir düzlüğe ulaştık. Kaynak
                     kişi ile buluşup türkülerimizi kaydettik. Altmış yaşlarındaki kaynak kişi türkülerinin hepsini Türkçe
                     söyledi. Bunun üzerine Mahir Hoca “Madem Dımili Zazası konuşuyorsunuz, hiç mi Zazaca türkü
                     bilmiyorsun. Bir de Zazaca söyle.” dedi. Bunun üzerine kaynak kişi “Genç yaşta ölen arkadaşım
                     için bir ağıt yakmıştım, onu söyleyeyim.” diyerek bir tane de Zazaca türkü söyledi. Bu güzel gönüllü
                     insan derlemeyi bitirince bize yufka, bal, peynir ve yoğur ikram etti. Kadınların iki taş arasındaki
                     bir ocakta demlediği çaylarımızı içtikten sonra yüz metre ötedeki Sarı Saltuk makamını da ziyaret
                     edip Ovacık’ta yapacağımız derleme için yola koyulduk.

                            Ovacık’a Yolculuk
                            Ovacık’ın batısındaki yakın bir köyde oturan Zeynel Dede’den türküler derlemek üzere
                     dağlar arasından kuzeye doğru hareket ettik.  Yolculuk esnasında o yörede doğup büyümüş olan
                     Mahir Hoca’ya merak ettiğim konuların aydınlatılmasını rica edip bol bol sorular yöneltiyordum.
                     Sorularımdan birisi de aynı araçta bulunduğumuz İstanbul Radyosu halk müziği sanatçısı Zafer
                     Daştan’ı da ilgilendiriyordu. Zafer Daştan Erzurum’un Aşkale ilçesine bağlı bir Alevi köyünde
                     doğup büyümüş, Alevi Bektaşi kültürünü çok iyi bilen kıymetli bir sanatçıdır. Ben “Sevgili dostlar,
                     cevabını çok merak ettiğim bu sorum her ikiniz için de geçerlidir” diye söze başladım. “Benim
                     araştırmalarıma ve edindiğim bilgilere göre Alevi geleneğine göre bir kişi ölünce cenazesi orta yeri
                     koyulur. Ağlayanlar ağlar, üzülenler üzülür ama o esnada dede veya zakir cenaze başında oturup
                     bağlama eşliğinde duazimamlar okur, nefesler, deyişler söylermiş. Tunceli’nin bu yörelerinde de bu
                     tür uygulamalar  var  mı?”  dedim.  Hem Mahir  Hoca hem  Zafer  Bey “Böyle bir şey olmadığını,
                     görmediklerin”  ifade  ettiler.  Hatta  bu  tür  uygulamaların  yeni  yeni  büyük  şehirlerde  yapılmaya
                     başladığını ama bunun doğru olmadığını dile getirmeye çalıştılar. Ben ise bu uygulamanın çok bakir
                     alanlarda kalmış olabileceğini, çünkü bunun bir eski Türk geleneğindeki “Yuğ Töreni” kalıntısı
                     olabileceğini söyledim. Arkadaşlar ise yaşadıkları çevrede böyle bir uygulamaya şahit olmadıklarını
                     kendilerinden emin bir şekilde dile getirdiler. Aldığım cevaplardan sonra bu konuyu öğrenebilme
                     hususunda bende bir hayli ümitsizlik oluştu. Çünkü Tunceli’nin bu bölgelerinde bir zamanlar Ferruh
                     Arsunar, İç Asya’da yaygın olan pentatonik türkü örneklerini bile tespit edebilmişti. Böylece yola
                     devam ettik.

                            Bir Türkü Pınarı Zeynel Dede’den Türkü Derlemek
                            Coğrafya çok dağlık bir araziye sahipti. Yolumuz dağlar arasından, dere boylarını takip
                     ederek gidiyordu. Yolculukta zaman zaman dağlara tırmanıyor bazen de kıvrım kıvrım yolardan
                     aşağılara iniyorduk. Hayli zaman sonra dağlar arasından Ovacık ilçesinin bulunduğu geniş ovalık
                     bölgeye çıktık. Ovacık’ta yanlış yola gitmeyelim diye aradığımız köyü sorup soruşturduktan sonra
                     ikindi vakti Ovacık’ın batısındaki Zeynel Dede’nin köyüne ulaştık. Vakit henüz ikindi vakti idi ama
                     bu  köyde  güneş  sanki  akşam  olmuş  gibi  yüksek  Munzur  Dağlarının  ardına  geçmişti.  Zeynel
                     Dede’nin evini çabucak bulduk ama Zeynel Dede evde yoktu. Yakın bir köye gitmiş gelmek üzere,
                     dediler. Çok geçmedi Zeynel Dede geldi.
                            Bodrum  katı  üzerine  yapılmış,  içi  henüz  donatılmamış  mütevazı  evin  balkonunda
                     bekliyorduk. Zeynel Dede bizlere hoş geldin etti. Oturup bir müddet muhabbet ettikten sonra evin
                     geniş sofa (koridor) kısmına derleme için yerleştik. Teknik ekip, kameramanlar ve derlemeciler
                     düzeneklerini kurarken ben iki kişilik bir koltuğa oturup bağlamasını eline alan Zeynel Dede’nin
                     yakınındaki bir koltuğa iliştim. Zeynel Dede ile bireysel sohbetimizden sonra derlemeci arkadaşlara
                     “Buyurun arkadaşlar benim sorularım bitti. Siz türkü derlemeye geçebilirsiniz” dedim.
                             Derlemenin  girişini  o  doğup  büyüyen  akademisyen  Mahir  Bey  yaptı.  Zeynel  Dede’yi
                     tanıtıcı hoş sözlerden oluşan kısa bir girişten sonra ilk sorusunu sordu: “Zeynel Dede, türkülere
                     geçmeden önce bir soru sormak istiyorum. Sizin geleneğinizde bir cenaze esnasında ölünün başında
                     saz eşliğinde duazimamlar, mersiyeler, deyişler söylemek var mıdır..? Zeynel Dede de “Vardır tabii”
                     dedi ve devam etti. “Ben, daha yeni yakın köyde bir cenaze törenine katıldım. Orada dediğiniz gibi
                     ulu  ozanlardan  deyişler,  nefesler,  duazimamlar  okuyarak  cenazeyi  defnettik.”  dedi.  Derleme
                     ekibindekiler bir an bana baktılar ve bakışlarımızla anlaşıp türküleri kaydetmeye başladık. Zeynel
                     Dede henüz ilk türküyü bitirdiğinde hemen herkesin gözlerinin dolu dolu olduğunu gördüm. Ben ise
                     gözyaşlarımı birkaç kez silmiştim bile. Çünkü çok duygulu, doğal, içten ve yanık bir türküyle başladı
                     derleme.
                            Zeynel  Dede’den  dokuz  türkü  derledik.  Arkadaşların  dikkatini  çeken  husus  bir  Zaza
                     olmasına  rağmen  Zeynel  Dede’nin  söylediği  türkülerin  hepsinin  Türkçe  olmasıydı.  Kendisine
                     Zazaca  türkü  bilip  bilmediği  sorulunca  “Biz  bütün  türkülerimizi  Türkçe  söyleriz,  başka  dilde
                     söylemeyiz” diye cevap verdi. Israr üzerine bir de Zazaca türkü söyledi. Böylece bu derlemede biri
                     Zazaca, dokuzu Türkçe olmak üzere on türküyü kayıt altına aldık.





                                                           516
   547   548   549   550   551   552   553   554   555   556   557